Headlines

Her Yanımız Taşlaşıyor

Her Yanımız Taşlaşıyor

Evet, taşlaşıyoruz. Kalbimizle beraber dört bir yanımız taşlaşıyor. Nasıl ve neden diye sormanıza gerek yok; etrafınıza bakmanız yeter. Giderek artan ekonomik kaygı ilkel insanlar gibi sadece kendimizi ve yakınlarımızı düşünmeye itiyor. Yakınlarımızı deyince geniş düşünmeyin; bir tek ailemizi. Onların dışında kalan hiçbir canlıya tahammülümüz yok. Küçük bir azınlık dışında şefkat ve merhamet duygularımızı yitireli çok oldu. Bir de gösteriş meraklıları var ama onları bahis konusu etmeyeceğim. Ekmek aslanın ağzında olunca ister istemez insanlar içe döndüler ve bencilleştiler. Orta sınıfın kendisinden başkasını düşünecek hali yok. Elit kesim kendisinden başkasını düşünmüyor. 


Komşuluk Bitti

Eskiden komşuluk ilişkileri vardı; kim hangi komşusu aç, kimin maddi sorunları var bilir ve kapısını çalıp karınca kararınca elinden geleni yapardı. Öyle zengin yoksula değil, yoksul yoksula el uzatırdı. Geçmişte çok zengin bir ülkeydik de şimdi fakirleşmedik. Yoksulluk bizim boynumuza vurulmuş bir yafta ve her senenin sonunda bir sonraki yıla taşıyoruz. Ancak her yıl bir güzelliğimizi bir öncekine fidye olarak bırakıyoruz. Giderek yabanileşiyor git gide birbirimize yabancılaşıyoruz. 

Aslında bu yazıyı yazmaya başlamadan önce bambaşka bir konuya değinecektim ama kendimi bir anda başka bir yerde buldum.  Efendim, geçtimiz gün Beşiktaş'tan Üsküdar'a vapurla geçtim. Sahilde büyük usta Mimar Sinan'ın üç önemli eseri bulunuyor. Bunlara özellikle vapurdan bakmaya doyamıyor insan. Aralarında en sevdiğim ise Kuşkonmaz Cami. Bu caminin ilgi çekici bir hikayesi var. Hatırladığım kadarıyla özetlemeye çalışayım.

Kuşkonmaz Camii

Vakti zamanında Osmanlı paşalarından biri cami yaptırır. Bu camiye hayırlı olsuna giden bir başka paşa ise kubbelerin üzerine kuşların pislediğini görür ve diğer paşaya dönerek '' Buraya bu güzel camiyi yaptırmışsın ama üstünden kuş boku eksik olmuyor'' der. Bu duruma kızan diğer paşa ise ''Sen kuşların kirletmediği bir cami yaptır da görelim'' diye karşılık verir. Bu iddalaşma sürecinde bizim paşa gerçekten de böyle bir cami yaptırabileceğini söyleyecek kadar ileri gider. Ortaya bir küp altın konmuştur ve paşa soluğu hemen Mimar Sinan'ın yanında alır. Durumu anlatarak böyle bir şeyin mümkün olup olmadığını sorar. O da, mümkündür paşam, der. Paşa hayretler içerisinde kalır ve Mimar Sinan gerçekten de böyle bir cami inşa eder. İşin sırrı ise konum olarak kuzey ve güney rüzgarlarının kesişim noktasından olmasından ötürü kuşların uçmak için bu bölgeyi pek tercih etmiyor oluşlarıdır. Ben bu ufak bilgiyi de verdikten sonra konuma döneyim.

Mimari Kaygı Kalmadı

Üsküdar sahilden evime geçmek için otobüse bindiğimde Altunizade'den geçerken yeni inşa edilen cami dikkatimi çekti. Onu daha önce böyle dikkatli incelememiştim. Dışarıdan bakılınca minareleri aya gönderilmek için hazırlanan roketlere benziyor. Mimar, şehadet işareti yapmak istemiş ama pek becerdiği söylenemez. Ülkemizdeki diğer birçok eser gibi mimari hiçbir kaygı taşınmadığını söylemek mümkün. Zenginlere cenaze merasimi düzenlemek için inşa edilmiş taş bir yapı. Selçuklu'dan, Osmanlı'dan bugüne gelen ve zamana meydan okuyan eserlerin yanında mimari garabet olduğunu söyleyebilirim. Aynı şekilde yeni inşa edilen apartman tarzı binalarda da görsellliğe hiç önem verilmiyor. Aynı proje birçok yerde uygulanıyor. Sonuç olarak birbirine benzeyen sokaklar, caddeler ve şehirler ortaya çıkıyor. Bundan yüz yıl sonra torunlarımızın nasıl bir ülke ile karşılaşacağını gerçekten merak ediyorum. 

BENZER İÇERİKLER İÇİN TIKLAYINIZ 

Share this:

Yorum Gönder

 
Copyright © Faydalı Faydasız Bilgiler. Designed by OddThemes