Headlines

Doyumsuzluğumuz ve Robotluğumuz

Doyumsuzluğumuz ve Robotluğumuz

Doyumsuzuz; hep daha fazlasına olan isteğimiz günden güne artıyor. Elimizdeki ile yetinmeyi bilmiyoruz. Göklerin hakimi kuşlar imkanı varken bile sadece bir yuva yaparken biz bir eve sığamıyoruz. 



Aslında daha çocukken başlıyor her şey; etrafımızda anne ve babamız geçinmek için didişirken onları izleyerek büyüyoruz. Sürekli okuyup kendimizi kurtarmamız telkin ediliyor. Üretmeye değil tüketmeye teşvik ediliyoruz. Yaratıcılığımız eğitim sistemi ile önce köreltilip sonra yok ediliyor. İyi bir eğitim seviyesine ulaşayım diye niyetlenirsek yedi yaşından yetmiş yaşına kadar sınavla geçiyor ömrümüz. Yakın çevremizden bize dikte edilen devlete sırtını dayayıp hayatını kurma şiarı ile yeşeriyoruz. Sonra bir bakıyoruz ki koca ömür solup gitmiş; yaprak yaprak dökülmüşüz geçen her yılda. 

Henüz ilkokul çağlarında kendi dilimizi konuşamazken yabancı dil öğrenmeye zorlanıyoruz. Sürekli başka bir kültür benimsetiliyor. Tıkır tıkır işleyen mekanizmanın çarkına çomak sokmamamız için yoğun bir gayret gösteriliyor. Bir lise öğrencisi kandaki su miktarını ölçen bir sistem kuruyor ama Matrix filmindeki Neo gibi tüm çabalara rağmen önlenememiş sistem hatası gözüyle yaklaşılıp başarısı kayda değer bulunmuyor. Ötekit tarafta, bir diğeri papaz eriğini dua ile mümin yapan bir düzenek kurup ödülü hak ediyor. Düşünenlere tahammül gösterilmiyor, üretenlere fırsat verilmiyor. Ona yüklenen yazılımı harfiyyen uygulayacak robotlar yaratılıyor. Ne oluyor sonunda? Beyin göçü denilen garabetle karşı karşıya kalıyoruz. Bir Türk genci filanca ülkede büyük bir başarıya imza atarken dalgalanan o ülkenin bayrağı oluyor. Daha sonra onun icadı ülkemizde fahiş fiyatlara beğeniye sunuluyor. 

Bu sistemde yetişip kabullenenler nüfusun %99'unu teşkil ediyor. Öğretilen tek şey kazanmak ve tüketmek olduğu için de devamlı bir doyumsuzluk içerisinde yaşıyorlar. Elbette müreffeh bir ülkede rahat ve huzur içinde yaşamak her bireyin en doğal hakkı fakat bu şekilde hiçbir zaman öyle bir ülkeye sahip olamayacağız. Torunlarına, evlatlarına miras bırakma derdinde tüketip tükenerek geçen ömürler... Oysa ki bırakılacak en güzel miras gelişmiş bir ülke olacaktır. Ama bu hiç kimsenin suçu değil; sistem tepeden tırnağa yanlış ve tıkır tıkır işliyor. Umarım birgün bir Mustafa Kemal çıkar ve tüm dişlilerini tek tek söküp yepyeni bir düzen kurar. 


BENZER İÇERİKLER İÇİN TIKLAYINIZ 

Share this:

Yorum Gönder

 
Copyright © Faydalı Faydasız Bilgiler. Designed by OddThemes