Headlines

Kesişen Hayatlar -1


Kesişen Hayatlar -1

Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Şehir ıssızlaşmış, tabiat sessizleşmişti. Galerinin cam kapısını aralayan Abdüssamet , biraz ürkerek kafasını dışarıya doğru uzattı. Görünürde titrek sokak lambasının dibine bırakılmış çöp yığınını karıştıran alacalı kedi dışında tek bir canlı yoktu. İçinden "Asayiş berkemal" dedi ve içeriye girip kapıyı kilitledi. Her gece yalnız ve sıkıcı geçse de bu gece bir başkaydı. Masasına oturup eline Emine Işınsu'nun Hacı Bektaş-ı Veli kitabını aldı. Parmağını en son kaldığı sayfayla diğerinin arasına geçirirken bu işe başlamadan önce pek kitap okumayı sevmediğini düşündü. Hatta okul yıllarında öğretmenleri ödev niyetine kitap okumalarını istemese, hiç okuyacağı da yoktu. Babası kültürlü adamdı. Fakat Türkiye'den işçi alımlarının olduğu yıllarda Almanya'ya çalışmaya gitmiş ve O'nu annesi büyütmüştü. Bir ara babası hepsini yanına alsa da annesi bir ay dayanamamış; "Ben bu gavur elinde yaşayamam" diyerek çocuklarla beraber geri dönmüştü. Zaten memleket gibisi de var mıydı, orada yaşanır mıydı hiç? 



Babası alkolik ve kumarbaz bir adamdı. Aylık belli bir miktar para gönderirdi. Elinde avucunda kalanı da içkiye, kumara basardı. Zaten birgün mutfaktan su almaya giderken annesinin ve halasının sohbetine kulak misafir olmuştu. Halası, annesine "Ağabeyim kendine Alman bir hatunu dost edinmiş" diye söylemişti. Annesi de "Ne yapayım ki şu sabileri aç açıkta komasın da  gayrısını düşünmüyorum" demişti. Babası parasının hesabını bilen, evini, yuvasını düşünen bir adam olsaydı, bu hallerde olur muydu hiç? Ne işi vardı bu galeride? İnsanın eşi ne ise kendisi de onun tam tersi olur, derler ya annesi babasının tam aksi olarak  beş vakit namazını kılar, abdestsiz gezmezdi. Hep dini kitaplar okur, tüm duaları ezbere bilirdi. Konu din olmaya görsün hiç susmazdı, iyi de bilirdi hani; hatip kadındı. 

Sonra babası hastalanıp Türkiye'ye dönmüş, iyileştirmek için elde ne var ne yok hepsini satmışlardı. Ellerinde yalnız üç katlı bir ev ve birkaç dönüm tarla kalmıştı. Zaten daha sonra annesi, çocukların ihtiyaçlarını karşılamak için onları da yok pahasına elden çıkarmıştı. Kadıncağız cahildi; çaresiz üstelik. Sonra okumayı bırakmış ve o iş senin, bu iş benim otuz üç yaşına gelmişti. Nihayetinde kaderdi işte; annesi böyle öğretmişti. Ona düşen çalışıp çabalamak, mücadele etmekti. Sonrasında Allah'a tevekkül etmek gerekti. Birden teneke sesine benzeyen bir gürültüyle irkilip bu düşünce anaforundan kurtulduktan sonra kitabı masaya bıraktı. Çöpçüler olmalıydı. Demek saat üç olmuştu. Sonra, kediyi düşündü ve içi acıyarak "İnşallah yiyecek bir şeyler bulup karnını doyurabilmiştir" dedi. İşsiz kaldığı zamanlarda, kız kardeşi Rüya ev yemeği yemesine izin vermezdi ve o da çoğu zaman aç yatardı. Bazı günler de eve gelmeden önce bir arkadaşını kafalayıp karnını iyice doyururdu. Ne kötü günlerdi onlar, "Allah düşmanımı bile açlıkla sınamasın" diye geçirdi içinden. Rüya'ya da çok acıyordu. Bir anlık sinirle eşinden ayrılmış ve bebeğiyle ortada kalmıştı. Daha sonraki süreçte kocası Onur tekrar barışmak için defalarca aradıysa da razı gelmemiş, sevmesine rağmen 'Biraz daha burnu sürtülsün' diyerek kendince ceza vermişti; fakat böyle böyle iki buçuk yıl geçmiş ve Onur başka bir güzele kendini kaptırarak Rüya'yı arama işini önce seyrekleştirmiş sonra da tamamen kesmişti.

Aklına birden, gündüz vardiyasında güvenlik sorumlusu olan Hikmet'in sözleri geldi: Birader geceleri sıkılırsan, kaldır ahizeyi ve  kız sesi duyana kadar kafandan numaralar çevir. Eğer şansın yaver giderse, sabaha kadar muhabbet eder, konuşursun. Kim bilir belki de hayırlı bir kısmet bulursun. Haaa ama dikkat et aradığın numara ev numarası olsun; biliyorsun sabaha kadar beleş; alimallah cebi filan ararsan, patron seni kapı dışarı eder. Bir buçuk aydır burada çalışıyordu. Kaç boğucu gece geçmişti de bu fikir hiç bu kadar aklına yatmamıştı. Sonra ahizeyi kaldırdı ve yerine geri bıraktı. 'Ya aradığım kişi erkek çıkarsa?' diye düşündü. Yahut onu  sapık zannedip mahkemeye verebilirlerdi. Üstelik, telefonu bir kız açarsa ne diyecekti, kendisini nasıl tanıtacaktı? Nitekim karşısındaki hiç tanımadığı, görmediği, bilmediği birisiydi. Kafasındaki soru işaretleri bir hançer gibi özgüvenine saplanıp çıkıyordu. Biraz daha düşünürse, çıldıracaktı. "Amaaan" dedi "Battı balık yan gider."   Her gece her gece neydi bu böyle. Sabaha kadar şu koca işyerinde yalnız başına oturuyordu. Tüm cesaretini toplayıp aklına gelen numaraları çevirmeye başladı. Çalıyordu... Kimse cevap vermemişti. "Bu saatte kim ayakta olur ki?" diye düşündü. Sonra bir numara daha çevirdi. Bu defa telefonu açan biri olmuştu.

-Alo.
Kabaca ve uykulu bir erkek sesiydi. Ne diyeceğini bilemedi.
-Cevap versene kardeşim. Bela mısın bu saatte?
Öyle korkmuştu ki elleri titreyerek ahizeyi yerine bıraktı. Sanki adam kabloların içinden geçip onu öldürecekti. Sonra bunun yersiz bir korku olduğunu düşündü. "Ne yani kablolardan mı gelecek" diyerek gülümsedi. En iyisi kendi doğum tarihini çevirmekti. Zaten sıfırla başlıyordu. Onu atınca geriye yedi hanesi kalırdı. Öyle de yaptı. Doğum günü ona şans getirir diye düşünmüştü. Karşı taraftan ipeksi bir kadın sesi geldi. 

-Efendim
Bu narin sesin, bir gün ona doğduğu güne lanet ettireceğini bilmeden, titrek bir sesle "Alo" dedi.
....
...
..
.


Share this:

Yorum Gönder

 
Copyright © Faydalı Faydasız Bilgiler. Designed by OddThemes